8 Mayıs 2017 Pazartesi

KALBİ OLAN SOYLU ; ENGİNAR

Yüzyıllardır bilinen, tarımı yapılan ve beğenilerek tüketilen enginar; insanlığın bildiği en eski yiyeceklerden biri olarak anılıyor. Eski Yunanlılar ve Romalılar dönemlerinden beri bilinen ve bu dönemlerde kral sofralarının en geçerli yemeği olarak tüketilen bir sebzedir.
Anavatanı Akdeniz havzası ve Kıbrıs adası olarak bilinir ve ülkemizde Ege bölgesinin İzmir, Çeşme ve Karaburun tarafında yaygın olarak yetiştirilir. Urla Yarımadası'na özgü erkenci, yaprakları düz ve fazla sıkı olmayan Sakız Enginar' mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir.
Gelelim Enginarın faydalarına; Özellikle bu dönemde taze olarak ulaşabildiğimiz enginar besin öğeleri içeriği bakımından çok zengin bir sebzedir.

* Yüksek miktarda potasyum, kalsiyum ve manganeze ek olarak A vitamini, B1 vitamini ve C vitaminleri içerir.
* Yapısında bulunan C ve E vitamini sayesinde kollajen yapının korunmasına ve cilt dokusunun yenilenmesine yardımcı olur.
* İçeriğindeki “cynarin” maddesi sayesinde kötü kolesterolü azaltır. Yapılan bir çalışmada enginar yaprakları tüketen 75 kişinin tüketmeyenlere göre total kolesterolünün %4.2 daha fazla düştüğü bulunmuş.
* “Cynarin” maddesi sindirim sistemini de destekler. Yağların sindirimine ve vitaminlerin emilimine yardımcı olan enginar özellikle çok yağlı beslenen insanlar için olmazsa olmazdır.

* Enginarın sağlığımıza, özelikle karaciğerimize yarattığı faydalar artık birçok kişi tarafından biliniyor. Bunu da Yapısında bulunan “silymarin” maddesi sayesinde yapıyor. Lipid peroksidasyonu yöneterek, karaciğer dokusunu birikmelerden koruyor.

* “Kersetin” ve “Gallik asit” içeriği yüksek enginar, kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltmaktan ve antioksidan kapasitesinin dengelenmesinden sorumludur. Kanserden korur!
* 16. yüzyılda enginarlar sadece erkekler tarafından yemek üzere alınabiliniyordu. Afrodizyak etki yarattığı için kadınlar tarafından tüketilmesi yasaklanmıştı.
Yaprağından sapına, çanağından tohumuna faydalıdır. Çanağını kullanıp gerisini çöpe atma!
Bizde genellikle çok yanlış ya da eksik tüketiliyor. En yararlı yeri yaprakları atılıyor. Sadece çanak kısmı yeniyor. Yapraklarından, haşlayıp salatalara ekleyerek ya da zeytinyağlı olarak ya da pirinç-bulgur karışımı ile içini doldurup dolma haline getirerek faydalanabilirsiniz.
Yaprağının çay olarak demlenip içilmesi; idrar ve safra söktürücü, iştah açıcı olarak kullanılır. Bu nedenle bitkinin, safra kanalları tıkalı ya da safra taşı olanlar ile enginar alerjisi olanlar tarafından kullanması önerilmez.!

http://www.nutrasystem.com.tr/

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Stres ve Beslenme

Günümüzde yoğun iş temposu, sosyal yaşam, maddi ve manevi problemler gibi birçok etken ruh halimizi etkilemekte; kaygı, endişe, heyecan ve bunlara bağlı stres bizleri etkisi altına almaktadır. Stres durumunda beynin hipotalamus bölgesi etkilenmekte, beyin ve böbreküstü bezlerinden salgılanan hormonların dengesi değişmektedir. Stres durumunda kortizol, adrenalin ve troid hormonları artarken; ruh hali,uyku düzeni ve iştah metabolizmasını etkileyen serotonin hormonu azalmaktadır. Vücuttan salgılanan kortizol hormonunun artması özellikle karın ve göbek bölgesinde yağlanmanın artmasına neden olur. Kontrol edilemeyen stres halinde iştahta artış veya iştah azalması, beyin endorfin seviyesini yükselten şekerli ve yağlı hazır gıdaların tüketimine eğilim, yorgunluk, baş ağrısı, gerginlik, mide bulantısı, terleme, nefes darlığı, aşırı endişe ve kaygı, sindirim sisteminde yavaşlık ortaya çıkabilmektedir. Stres, kaygı ve heyecan halinde değişen duygusal durum iştah artışına neden olabileceği gibi iştah kesilmesine de neden olabilmektedir. İştah artışı; şeker, katkı maddesi, karbonhidrat ve yağ içeriği açısından sağlıksız olan çikolata, pasta, pizza, makarna gibi besinlerin fazla miktarlarda tüketilmesine ve buna bağlı kilo alımına neden olmaktadır. İştahın ve besin tüketiminin çok azalması durumunda ise ani kilo kaybı, halsizlik, adet ve uyku düzensizliği, kas ve güç kaybı, besin öğesi yetersizliği ortaya çıkabilmektedir.

*Stres altında iken miktarı azalan serotonin triptofan aminoasidinden sentezlenmektedir. Stres durumunda çikolata, şeker ve şekerli besinler gibi basit karbonhidratlı besinlere yönelmek yerine vücutta salgılanan serotonin seviyesini yükselten triptofan içeriği yüksek, doğal ve sağlıklı; tavuk, süt, yumurta, kurubaklagiller, muz, kakao, sarımsak, gibi besinler tüketilmelidir.
*Strese karşı etkili besin öğelerinden olan C vitamini, A vitamini, Vitamin B6, Magnezyum, Omega-3, Çinko ve pantotenik Asit yönünden yeterli beslenilmesi stres durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları önlemektedir. İmmün sistemin baskılanması sonucunda enfeksiyon ve hastalıklara yakalanma sıklığı artmaktadır. Adrenalin oluşumu için C vitaminine gerek duyulmaktadır. Uzun süreli streslerde artan adrenalin düzeyine bağlı olarak daha fazla C vitamini tüketilmelidir. İnsan organizması gereksinimini C vitaminden zengin çilek, portakal, kivi, biber gibi yiyeceklerden karşılamaktadır. C vitamini yetersizliği, makrofajların aktivitesini azaltarak, bakteri ve virüslerin saldırıya geçmesine neden olmaktadır. Havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı- turuncu
meyvelerde bulunana beta karotenin de immün sistemi olumlu etkilediği bilinmektedir. *Birçok metabolik işlevi olan magnezyumun kortizol seviyesinin dengelenmesine de olumlu etkisi vardır. Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, maydanoz, roka, tere, pazı, kuru fasulye, mercimek, nohut, kurubaklagiller magnezyumun iyi kaynaklarındandır.
*Vücuttaki endorfin seviyesini arttırmak için ise basit karbonhidratlar yerine posadan da zengin olan kompleks karbonhidrat kaynağı mevsim sebze ve meyveleri, kurubaklagiller , tahıllardan faydalanılmalıdır. Rafine karbonhidratların kan şekeri kontrolünde oldukça önemli işlevi olmaktadır. Bireylerin kan şekeri seviyelerindeki düşüklük yani hipoglisemi durumu zihinsel işlevlerin zayıflamasına sebep olmaktadır. Depresyondaki kişilerle yapılan pek çok araştırmada da bu kişilerde hipoglisemiye rastlamıştır. Bu nedenle rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kompleks karbonhidratlardan zengin beslenmek gerekmektedir. Bunu da beslenmenize kuru baklagilleri, sebzeleri, meyveleri ve karışık tahıllı besinleri beslenmenize koyarak sağlamanız mümkündür. *Stres durumunda vücutta su birikimi de artmakta bu da ödemlere neden olmaktadır. Tuz tüketimini azaltmak hem stresle yükselen tansiyonun dengelenmesine hem de vücutta sıvı toplanmasının azalmasına yardımcı olacaktır. * Yine bağışıklı sistemini desteklemede koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan folik asit, deniz ürünleri, kırmızı et ve tohumlarda bulunan çinko da vücuda yarar sağlamaktadır. * Stres altında olan organizmanın protein gereksinimi artar. Dolayısı ile yumurta, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri sıklıkla tüketilmelidir. * Stres ya da anksiyeteden şikayet eden kişilerin bazı önemli beslenme kurallarına uyarak vücut biyokimyasını desteklemeleri gerekir. Yapılan araştırmalara göre de zararlı stres ile zararsız stres arasındaki fark kişinin vücut sistemlerinin gücünden kaynaklanır. Burada önemli olan alınan enerjinin kalitesi olmaktadır. Bu nedenle rafine gıdalardan uzak kaliteli beslenmek gerekir. * Ayrıca bireylerin tükettikleri kafein miktarına dikkat etmesi gerekir. Çok düşük miktarda kafein bile örneğin kafeinsiz kahvedeki miktarlar; depresyon, anksiyete, huzursuzluk, sık tekrarlayan baş ağrıları, kalp çarpıntısı ve uykusuzluk gibi belirtilerle seyreden durumları oluşturabilir. Kronik kafein tüketimi zihinsel
ve fiziksel uyarıcı olması nedeniyle hem anksiyeteye hem de depresyona yol açmaktadır. Bu nedenle de günlük kafein tüketimini en fazla 2 fincan kahve içerek sınırlandırmak gerekmektedir. * Yüksek miktarda alkol alımı böbreküstü bezlerinin salgısını arttırır ve vücut işlevlerini bozmaktadır. Özellikle sinir sisteminde 0.05g/dl düzey alınan alkol bile etkisini gösterebilir. Yapılan çalışmalarda alkol alımı sonrasında almayanlara göre anksiyetenin daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek alkol miktarı ayarlanmalıdır. * Yemekler her zaman rahatlatıcı bir ortamda yenilmelidir. Yemek yenilen ortamın ferah, rahatlatıcı ve hijyen açısından güvenilir olması daha rahat ve huzurlu yemek yemeğe olanak sağlar. Ayrıca yemeği hızlı ve büyük lokmalarla yemek yemek sindirimi de olumsuz etkileyerek stres yaratabilir. Bu nedenle yavaş yavaş ve huzurlu bir şekilde yemeği daha keyifli bir ihtiyaç haline dönüştürmek gerekmektedir.
Fiziksel aktivitenin de stresin önlenmesinde ve kontrol altına alınmasında önemli etkileri vardır. Hem stresten korunmak için hem de stresin vücudumuzda yarattığı olumsuz etkilerden kurtulmak için yaşamımıza hareket katmayı ihmal etmemeliyiz. Modern çağın hastalığı olarak adlandırılan stresin yaşam kalitemize ve beden sağlığımıza etkisi olduğu ve stresle mücadele için beslenmenin anahtar rol üstlendiği bilinmelidir. Stres kalıcı yeme davranış bozukluğuna neden oluyorsa mutlaka beslenme ve diyet uzmanı ile psikolog yardımına başvurulmalıdır.

9 Şubat 2017 Perşembe

Metabolic Balance | Nutra System | Alsancak İzmir Temsilcisi

Metabolic Balance ile Sağlıklı Beslenme Programı
NUTRA SYSTEM | Alsancak Polikliniği | Temsilci

Vücutta yağ artışı(kilo artışı) dolayısıyla obezite, günümüzün en önemli sağlık problemlerinden bir tanesidir,modern yaşam koşulları ve çalışma şartlarının etkisiyle ,beslenme de yanlış gıdaların seçilmesi dolayısıyla vücut gerekli besinleri alamaz ve buna bağlı olarak metabolizma ve hormon dengesizlikleri meydana gelir. Doğal ve dengeli bir metabolizma vücudun bütün fonksiyonlarının muntazam olarak seyir etmesi için bir esas teşkil eder.

Günümüzün yaşam şartları ve beslenme tarzı karbonhidrat ağırlıklıdır.gerekli olan yeterli proteini , kaliteli yağ,vitamin ve mineralleri içermez.bu tarz bir beslenme şeklinde vücudumuzda insülin hormonu artar,bu artış zamanla insülin direncine yol açarak,vücudumuzun metabolizmasını ve hormon dengesini alt üst ederek hem obezite'ye hemde diabet,tansiyon,çeşitli kalp hastalıkları ve daha bir çok hastalığa yol açar.

İnsülin direnci meydana gelince vücudumuzda bir çok hormonun salgılanma düzeni ve şekli değişir,ayrıca artan yağ dokusundan da çeşitli hormonların salgılanması buna eklenince metabolik sendrom adlandırdığımız durum ortaya çıkar.

Metabolik sendrom nedir?
Göbek çevresi yağlanma ile karakterize obezite,kan yağlarında yükseklik,hipertansiyon ve koroner arter hastalığı ile giden kişinin yaşam süresini ve kalitesini etkileyen bir durumdur. bu obezite durumu da diyabet, karaciğer yağlanması, kalp krizi, gut, felç, alzheimer,artrit,kanser,polikistik over sendromu,kadınlarda adet düzensizliği ve erkeklerde ereksiyon problemleri gibi bir çok cinsel fonksiyon bozukluğu gibi çok sayıda sağlık problemlerine neden olur.

Yanlış beslenme sonucu vücudumuzda ortaya çıkan insülin direnci ve sonra da buna ilave olan leptin direncini önlemek ve metabolizmamızı düzenlemek için sağlıklı beslenme ve yaşam alışkanlıklarının kazandırılması konusunda çalışan doktorlar,beslenme uzmanları ve mühendisler metabolic balance programını geliştirmişlerdir. Metabolic Balance programı 2002 yılından beri dünyada 35'in üzerinde ülkede uygulanmaktadır.

Metabolic Balance nedir?
Metabolic Balance ;kilo düzenleyici bir metabolizma programıdır. bu program kişiye özeldir ve kişinin güncel laboratuar tahlilleri ve sağlık durumunun gözden geçirilmesinden sonra metabolizma durumu ve ihtiyaçları doğrultusunda bu konu da eğitim almış bir doktor tarafından uygulanır.

Metabolic Balance nasıl etki eder?
Metabolic balance'ın temeli insülini denge de tutmak,patolojik artışını ve insülin direnci oluşumunu engellemek.metabolic balance' programı kişi metabolizmasının ihtiyacı olan besinleri belirler,kişinin beslenme şeklini ve gerekli olan öğünlerini belirler,vücuda gerekli vitamin ve mineralleri sağlayıp,insülinin dengeli salgılanmasını,enzim ve hormonların dengesini sağlayarak kişinin sağlıklı bir metabolizmaya sahip olmasını temin eder.kişi neyle ve nasıl beslenmesi gerektiğini kolay kurallara göre öğrendiği için kilosu kontrol altında kalır ve yeni metabolik dengesi(balance) oluşur.program çok kolay uygulanır ve etkisini sürekli muhafaza eder.

Metabolic Balance bize sağladığı net yararlar nelerdir?
1-Kilo verme: kişi doğal yolla sağlıklı beslenerek ve zararlı zayıflama ilaçlarına başvurmadan fazla kilolarından kurtulup ideal kilosunu sürekl muhafaza eder.
2-Kilo alma: çok zayıfsanız ve ideal kilonuzun altındaysanız metabolic balance programıyla kilo alıp ideal kilonuza kavuşabilirsiniz.
3-İnsülin direnci ve metabolik sendromun düzeltilmesi ve dolayısıyla bir çok hayatı tehdit eden hastalıktan korunmak.
4-Güzel cilt görünümü
5-Programla kavuştuğunuz ideal kilonun sürekli korunabilmesi: ve böylece diğer zayıflama diyet programlarındaki gibi hızla kilo verip diyeti bırakınca vermiş olduğunuz kiloları hızla fazlasıyla almazsınız.

Program ne kadar sürer?
Program 4 aşamadan oluşur
1.ci aşama hazırlık dönemi,bu dönem 2 gün sürer ve detoksikasyon dönemi olarak kabul edilir.
2.ci aşama ise sıkı dönem olarak adlandırılır ve en az 14 gün sürer,bu dönem yağsız dönemdir ve kişi her istediğini yiyemiyor.
3.cü aşama rahat dönemi olarak adlandırılır ve beslenme programına ilave besinler ve yağ eklenir.
4.cü aşama koruma dönemidir,bu dönemde kişi metabolic balance'ın yaşam ve beslenme temellerini kazanmış olur ve hayat boyu ideal kilosunu korur.

Program nasıl uygulanıyor?
Hazırlık döneminde tahliller yapılıyor ve beslenme programı çıkartılıyor.sıkı dönemde programa uyulduğunda değişiklik gözlenebiliyor,rahat dönemde daha önce izin verilmeyen besinlere izin veriliyor,koruma döneminde ise beslenme ve hareketlerdeki değişimler ön plana çıkıyor.

Günde kaç öğün yemeli?
Metabolic Balance'ın en önemli temellerinden biri; günde 3 öğün yemeli,öğünler arasında 5 saat ara olmalı.yani metabolic balance'ta az az sık sık yeme prensibi ve ara öğünler kesinlikle geçerli değildir.

Hastalıkları iyileştirebiliyor mu?
Metabolic Balance'ın böyle bir iddiası yoktur ama bu program metabolik sendrom denilen diabet 2,tansiyon ve hormon sorunlarına oldukça iyi geliyor ve program sırasında bir çok hasta ilaçlarını bırakabiliyor.polikistik overli ve adet düzensizliği olan kadınlarda oldukça iyi sonuçlar vermektedir.

Program kimlere uygulanmaz?
Hamilelere,epilepsi hastalarına ve böbrek rahatsızlığı olanlara bu program uygulanmaz.

Spor öneriliyor mu?
Kişi programın bütün aşamalarında yürüyüş yapabilir,ama ağır sporları ancak programın 3.cü aşamasından sonra öneriyoruz,çünkü sporda vücut karbonhidrat yakar,ama bizim ilk etapta amacımız yağ yakmaktır. yağ en çok uyku da yanar,onun için en az 8 saat uyku öneriyoruz.


http://www.nutrasystem.com.tr/izmir-zayiflama-izmir-diyetisyen-izmir-kilo-verme-izmir-beslenme-kocu/metabolic-balance-programi-izmir/

8 Şubat 2017 Çarşamba

İkisi Bir Arada...Tahin ve Pekmez

Şekerden önce, Türk tatlılarının vazgeçilmezleri arasında yer alan tahin ve pekmez, binlerce yıldır beslenme kültürümüzün ve damak zevkimizin en önemli tatlı besinlerinden biri haline geldi. Tahin, hücreleri yenileyerek gençlik kaynağı olmaktan antidepresan görevine kadar pek çok özelliğe sahipken, pekmez ise enerji sağlaması, kemik gelişimi ve sağlığına olan yararı, kan yapıcı özellikleri ile öne çıkmakta.
nutra-system-pekmez-tahin
Tahin, susamın ezilmesi ve kavrulması ile elde edilen susam yağıdır. İçerisindeki yağ miktarı yüksek gibi görünse de 16 g’ın sadece 2 g’ı doymuş yağlardan oluşmaktadır. Kalan kısmı kalp sağlığı açısından da olumlu etkileri ile bilinen doymamış yağlardan oluşmaktadır. İçerdiği doymamış yağlar kalp sağlığını korurken, kalsiyum ve magnezyum da kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur. 2 yemek kaşığı tahin yetişkin bir bireyin B1 vitamini ihtiyacının % 30’unu, magnezyum ihtiyacının % 24’ünü, fosfor ihtiyacının % 22’sini, demir ihtiyacının % 14’ünü, kalsiyum ihtiyacının % 12’sini karşılamaktadır. Yüksek miktarda B vitamini içeriğinden dolayı sinir sistemi üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Yorgunluk, halsizlik, sinir hali gibi durumlarda tahinin olumlu etkisi bulunmaktadır.
Susam içerdiği sesamin ve sesamol gibi lignanlar sayesinde kolesterol düşürücü etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Aynı besin öğelerinin varlığı susamın kendisi için de geçerlidir. Ancak dış kabuğu nedeniyle vücut tarafından emilimi daha zordur. Tahin olarak tüketilmesi bu nedenle de avantajlıdır.
Tahinin hücreleri yenileme ve yara iyileşmesi üzerinde de olumlu etkileri bulunmaktadır.
Pekmez, içerisinde ticari glikoz katılmadığı ve katkısız olduğu sürece beslenmede ölçülü tüketilmek kaydıyla bulunması önemlidir. Saf şeker sadece basit karbonhidrat içerir, vitamin mineral içermez. Pekmez saf şekerden daha düşük enerji içermekle birlikte besin değeri oldukça zengin bir tatlıdır. Pekmez; kalsiyum, demir, fosfor, potasyum, sodyum, bakır ve magnezyum minerallerini içerir. Pekmezde ayrıca B grubu vitaminlerinden B1, B2 ve niasin bulunmaktadır.
Köy, kasaba gibi yerlerde pekmez üretimi geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Burada düşük sıcaklıklarda uzun süre yapılan ısıtmalarda hidroksi metil furfural (HMF) seviyesi düşük olurken, kısa sürede ürün elde etmek için yüksek sıcaklıklarda ısıtılan pekmez üretimlerinde yüksek HMF değerlerine ulaşılmaktadır.
Yapılan araştırmalar HMF’nin yüksek dozda alınmasıyla, üst solunum, göz, deri ve mukozayı tahriş edebileceğini söylemektedir. Bunun dışında genotoksik etkisi olan bu bileşen, DNA üzerinde baz ve şeker modifikasyonu, tek çift zincir kırıkları, DNA protein çapraz bağlanması gibi lezyonlara sebep olup hasara yol açmaktadır. HMF üzerine yapılan başka bir çalışmada da, fazla miktarda tüketimle beraber tümör oluşum riskini arttırdığı gözlenmiştir.
Modern yöntemde pişirme işlemi vakum altında yapılmalıdır. Bu pekmezlerde yanma daha az olduğundan karemelizasyon da daha düşük düzeyde veya tamamen ortadan kalkmaktadır. Önerilen yöntem de budur. HMF’nin yüksek olması pekmezin çeşidine göre değil, üretim tekniğine göre değişim göstermektedir.
HMF, sadece pekmezde değil, üretimleri doğru yapılmayan bal, reçel gibi karbonhidrat yönünden zengin ürünlerde de sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ayrıca yine sizin de pekmez, bal gibi ürünleri pişirmemeniz veya yüksek ısıdaki süt vb. besinlere eklememeniz gerekmektedir.  
Tahin ve pekmez’i tek tek mi yoksa birlikte mi tüketildiğinde daha faydalıdır?
Tahin ve pekmez tek tek tüketildiğinde oldukça sağlıklı olmasının yanında; birlikte tüketildiğinde de besin değeri açısından oldukça doğru bir ikilidir.
Tahin ve pekmezi tüketirken dikkat etmesi gereken kişiler kimlerdir?
Diyabet ve hipoglisemisi olan bireyler: Şeker hastalarının pekmez tüketimlerini sınırlamaları gerekir. Bu da diyabet hastalığında yaşanan şeker dengesi hassasiyetinden dolayıdır.
Fazla kilolu ve Obez kişiler: Tahin pekmez yüksek miktarda enerji içerdiğinden fazla tüketildiğinde kilo alımına yardımcı olabilmektedir. Bu yüzden kilosuna dikkat eden, fazla kilosu olan bireylerin uygun miktar ve sıklıkta tüketmesini tavsiye ediyorum. Obez bireyler, her besinde olduğu gibi tahin pekmezi de miktar kontrollü tüketmelidirler.
Dumping sendromlu bireylerde: Kana hızlı karışması özelliğinden dolayı çok özel beslenmeyi gerektiren “dumping sendromu” gibi durumlar için de tüketimi sınırlandırılmalıdır.